İzmir Çevresinde Gezilecek Yerler: Beş Günlük Rota

Bu yaz yapmak istediğim bazı planlar pasaportumu kaybedip sonrasında yaşadığım problemler nedeniyle iptal oldu. Yurt içinde güneye gitme hayallerim de yine bu konuyla uğraşırken suya düştü. Eylül ayında oğlumla büyük bir geziye başlayacağımız için daha sonrası için de pek plan yapmamaya çalıştım. Kırklareli’ye yakın hafta sonu kaçamaklarıyla ve yeni memleketimiz Gürcistan’daki ufak tefek keşiflerle geçti yaz ayları, sonunda geldik Ağustos ayına. Bayram öncesi son kalan boşlukta iki haftalığına Akçay’daki evimize gidelim bari dedim, oradan da hiç olmazsa birazcık aşağılara ineriz. Fazla vakit olmadığı için beş günlük mini bir İzmir çevresi rotası yaptık. Rotamızda Şirince, Sığacık, Urla ve Foça vardı. Plajları ve yeme içmeyi oldukça ucuz hallettik. Fazla detaya girmeden sırayla ne yaptık, ne ettik anlatacağım, yapmak isteyip de yapamadıklarımızı da tabi ki 🙂 Size de fikir olur diye umuyorum, buyurun size İzmir çevresinde gezilecek yerler.

Birinci Gün

DSC_0370

Akçay’dan sabah saatlerinde yola çıktık. Molalarla birlikte yaklaşık 4 saat süren yolculuk sonrası Selçuk’un Çamlık köyünde ayarladığım otelimize ulaştık. Asıl hedefimiz Şirince idi ama Şirince için otel araştırırken çevre yerler için olan önerilere baktım ve kafa dinlemelik bir bağ evi oteli gördüm. Şirince’ye 15 km görünüyordu, oradan gidiveririz diye düşünerek Yedi Bilgeler Vineyards‘tan rezervasyon yaptırdım. Otel tam istediğim gibiydi, sakin bir köyde taş evlerden oluşuyordu. Üzüm bağlarına karşı bir sonsuzluk havuzu vardı ve kalabalıklardan, gürültüden uzaktı. Ancak akşam olunca biraz bahçede keyif yapalım dedik, her yanımızı sivri sinekler sardı. Odaya kaçtık ama odaya da çoktan bir sürü sinek girmişti. Gece boyunca uyanıp uyanıp sinek öldürmeye çalıştık. Ne yazık ki çok da başarılı olamamıştık, sabah sinek koruyucu sürmediğimiz her yanımız ısırılmış olarak uyandık.

IMG_5549-2

Otelin kahvaltısı da gayet güzeldi ama tek bir personel çalışıyordu ve herkes aynı anda kahvaltıya inince uzun süreler beklememiz gerekti. Bu da biraz canımızı sıktı açıkçası, özellikle çocukla olunca insan daha sabırsız oluyor. Personel elinden gelenin en iyisini yapıyordu ama bence kahvaltı saatlerine ek birilerini ayarlamaları gerek. Bu arada otelde şarap tadımı da yapabiliyorsunuz. Üç çeşit şarap ile tadım menüsü 20 TL. Kahvaltı konaklamaya dahil, otelde a la carte olarak isteğe bağlı akşam yemeği de yiyebilirsiniz.

IMG_5483

Otele öğleden sonra vardığımız için gezmeye çıkmadık, onun yerine ortamın sakinliğinin ve havuzun tadını çıkardık. O kadar süre araba kullandıktan sonra güzelce dinlenmiş olduk. Ben birazcık çıkıp Cumhuriyet döneminden önce Aziziye olarak anılan Çamlık köyünü dolaştım, minicik bir yer ama gezebileceğiniz bir müzesi de var: Çamlık Buharlı Lokomotif Müzesi. Müzede farklı ülkelerde yapılmış 30 adet buharlı lokomotif sergileniyor. Bunların arasında dünyada sadece iki tane bulunan ve odunla çalışan İngiliz yapımı bir lokomotif ve Hitler tarafından 2. Dünya Savaşı’nda yaptırılan bir lokomotif de bulunuyor.

İkinci Gün

Ertesi gün kahvaltı sonrası biraz daha havuz keyfi yapıp Şirince’ye doğru yola çıktık. Şirince’ye gitmek için Selçuk’tan geçiyorsunuz. Efes Harabeleri, Meryem Ana Kilisesi ve Yedi Uyuyanlar Mağarası Selçuk’ta görmeniz gereken yerlerden. Ben buralara daha önce gitmiştim o yüzden gitmedim. Aslında Ada arabada uyumasaydı bir de onunla gidecektim ama uykusunu bölüp huysuzlanmasını istemedim. Siz daha önce görmediyseniz mutlaka birkaç saatinizi ayırıp gezin. Şirince, hafta içi olmasına rağmen çok kalabalıktı. Hem köye girdiğiniz yerde, hem de köyün içinde otopark bulunuyor. Biz çocuk olunca içeri girdik ama trafik çok sıkışıyor, özellikle hafta sonu mümkünse girişte bırakın, otopark ücreti 10 TL idi. Şirince küçük bir yer , hemen hemen tüm sokaklarına girip çıkmak için bir saat yeterli oldu. 🙂

DSC_0383

Köyün sokaklarını biraz gezdikten sonra yukarıya Aziz John Baptist Kilisesi‘ne doğru çıkmanızı öneririm. Şirince evlerine tepeden bakan en güzel manzara burada. Biz gittiğimizde Kilise içinde bir fotoğraf sergisi vardı, onun dışında içinde çok özel bir şey yok açıkçası. Şirince’de kumda dibek kahvesi çok popüler, bir küçük kahve molası verebilirsiniz. Her yerde satılan ve çok faydalı olduğu söylenen mürver şurubunu da denemenizi öneririm. Tadı oldukça ekşi ama biraz da tatlı, limonlu bal gibi ama daha yoğun sanki. 🙂 Votka veya su ile seyreltip içebilirsiniz dediler, ben de küçük 10 TL’lik boydan aldım.

DSC_0376.jpg

Şirince’de, ben biraz Safranbolu, biraz da Cumalıkızık havası gördüm. Bence Şirince’ye özel plan yapmaya gerek yok, buralara gelmişken birkaç saat ayırıp gezmek yeterli olur. Belki yaz sezonu dışında daha az kalabalıkken konaklamalı da düşünülebilir. Konaklama için benim sosyal medyada en çok gördüğüm iki yer Nişanyan Otel ve Stonehouse By Ipek. Şirince civarına gittiğinizde gezebileceğiniz yerlerden biri yakınlardaki Nesin Matematik Köyü. Üniversitedeyken derslerine girme fırsatı bulduğum sevgili Ali Nesin’in kurucusu olduğu köyü ziyaret edebilir, önceden arayıp bilgi alarak programlarına dahil olabilir ya da gönüllü yardımda bulunabilirsiniz.

DSC_0407

Şirince’den Selçuk’a geri döndük ve yazılarından uzun yıllardır faydalandığım sevgili Melike, namı-ı diğer Ayağımın Tozuyla ile kısa süre de olsa buluştuk. İki çocuğuyla çok güzel seyahat ediyor ve ben de kendisini keyifle takip ediyordum, sonunda yüz yüze buluşmak da kısmet oldu. Kısa molamız sonrası Sığacık’a devam ettik. Sığacık bu rotada benim en çok gitmek istediğim yerdi. Kale içindeki sokaklar ve konaklayacağımız yer beni çok heyecanlandırıyordu. Sığacık’a akşam üstü 5 civarları vardığımızda çok acıkmıştık ve hızlıca bir şeyler yemek istedik. Birkaç yıldır Çeşme-Alaçatı taraflarına gitmediğimden kumru yemeyi çok özlemiştim. Sığacık Marina’nın olduğu ana cadde üzerindeki Damla Büfe‘de kumru yedik o yüzden. Güzeldi ama Çeşme taraflarındaki tadı bulamadım açıkçası.  2 ayran, 2 fanta ve 2 kumru 39 TL tuttu. Akşam için bana instagram’dan çok önerilen Milos Balık‘a gitmeyi düşünüyordum ama önceki yemeği yediğimiz saat biraz geç olduğu için acıkmadık. Oraların yerlilerinden de bu tavsiye geldiği için kendim yemesem de size tavsiye edeyim dedim. 🙂 Yemek sonrası güneşi batırana kadar Kaleiçi sokaklarında gezdik.

DSC_0526

Şu sıralar İclal Aydın’ın Ege’nin Hamsisi dizisi çekildiği için sokaklar biraz kalabalık. Hem büyük bir set ekibi çalışıyor, hem de peşlerinde merak eden insanlar oluyor. Bir de normal turist kalabalığı olunca tahmin edersiniz ki fotoğraf çekmek iyice zorlaşıyor. Ertesi gün sabahtan tekrar giderek birkaç boş sokak yakalayabildim ama çekim ekibi yine oradaydı. 🙂 Enginar Kalbi isimli restoran dizide kullanılan restoranmış, siz de bu aralar gidip merak ederseniz aklınızda olsun. 🙂 Eskiden sakin bir balıkçı köyü iken 2009 yılında Seferihisar’ın Citta slow hareketine katılımıyla burası bambaşka bir yer dönüşmeye başlamış. Sokaklar gerçekten çok tatlı, her eve özene bezene süslenmiş.

DSC_0435

Biz denk gelemedik ama Pazar günleri burada Üretici Pazarı kuruluyor. Kaleiçi’ndeki kadınların hazırladığı leziz yiyecekleri, yakın köylerden gelen sebze, meyve ve Ege otlarını bulabilirsiniz. Güneş batarken Sığacık merkeze birkaç kilometre uzaklıkta yer alan Mona Camp’taki çadırımıza geçtik. Buralara gelmişken farklı bir konaklama deneyimi yaşamak isterseniz, karavanda ya da lüks bir çadırda kalmak isterseniz burayı kesinlikle tavsiye ediyorum. Bu kamp ile ilgili çok soru geldiği için hakkında detaylı bir yazı yazdım, şuradan okuyabilirsiniz.

DSC_0461

Üçüncü Gün

Kampta oğluma güzel bir kahvaltı ettirdim, ben orada özellikle bir şey yemedim çünkü kendimi çok özlediğim İzmir boyozuna saklıyordum. Neriman Tokdil Ekmek Fırını’ndan tazecik boyoz ve börek aldık. Börekleri o kadar beğenmedim açıkçası ama boyoz gerçekten harikaydı, size de tavsiye ederim. Buranın simidi yani İzmir diliyle gevreği de meşhurmuş ama ben tadına bakmadım.

DSC_0509

Önceki akşam çok kalabalık olduğu için sabah tekrar Kaleiçi sokaklarını gezdik ve biraz fotoğraf çektik. Sonra biraz denize girelim diye Büyük Akkum Plajı’na gittik. Burası halk plajı ve şezlong şemsiye sadece 5 TL. Yalnız arabaylaysanız, girişte otoparka bırakmanız gerekiyor, o da 10 TL.  Biz gittiğimiz gün hava rüzgarlıydı ve deniz biraz dalgalanmış, biraz da kirlenmişti. Rüzgar sörfü yapanlar vardı hatta ve açıkçası bizi rüzgar biraz rahatsız ettiği için fazla durmadan kalktık. Rüzgar olmadığı zaman çok güzel oluyormuş.

DSC_0512

Sırada Urla vardı ve deniz keyfine orada devam etmeye karar verdik. Önce Yağcılar Köyü’ndeki otelimize yerleştik. Urla Bağevi’nde kalmayı tercih ettik çünkü Urla Bağ Yolu’na çok vakit ayıramayacaktık, en azından o ortamı yaşayabileceğimiz bir yerde kalalım dedim. Oteli çok beğendim, kışın da rahatlıkla gelebileceğiniz bir yer. Otelden başka hiçbir işletme olmayan bir köyde yer alıyor, o yüzden tam kafa dinlemelik. Otelin kendi restoranı var ama menü çok kısıtlı yani özellikle çocuk için yemek konusu biraz zor. Yine de sağolsunlar oğlum için menünün dışında bir makarna yaptılar. 🙂 Peynirli yaz salatası ve karidesli köy eriştesini tavsiye ederim, güzeldi. Menüde çevredeki üretim merkezlerine ait şaraplar da var, yemek yanına alabilirsiniz.

IMG_5673-2.jpg

Sığacık’ta yarım kalan deniz keyfine devam etmek için Altınköy Plajı’na gittik. Burada plajda şezlong ve şemsiye kiralayamıyorsunuz çünkü buradaki bir siteye aitmiş ama plaja havlunuzu atarak ücretsiz olarak denize girebiliyorsunuz. Bir de plajın gerisinde çimler üzerinde şezlongları olan bir tesis var, Marika Beach Club. Konakladığımız otelin burayla anlaşması olduğu için şezlonglardan ücretsiz faydalandık, otelin söylediğine göre normalde 35 TL imiş. Çok güzel ev yapımı limonataları vardı, ücreti 7 TL idi. Buranın denizi temiz ve güzeldi ama biraz serindi, girişi de azıcık taşlık.

DSC_0558.jpg

Deniz sonrası Urla Bağ Yolu’nda birkaç yerde tadım yapmak istiyordum ama yol yorgunluğu, deniz yorgunluğu derken sadece Urla Şarapçılık’a gidebildik. Kendileri buranın en büyük üreticisi ve diğer yerlerin de fotoğraflarından gördüğüm kadarıyla en fotojenik bahçeye sahip. Sizin de tek bir yere gidecek vaktiniz varsa buraya gitmenizi tavsiye ederim, kendinizi Toskana’da gibi hissedebilirsiniz. Otelden bize Bağ Yolu için harita vermişlerdi, burası dışında Urlice, MMG, Mozaik ve Usca tadım yapabileceğiniz diğer şarap üretim merkezleri.

DSC_0597

Dördüncü Gün

Sabah horoz sesleriyle uyanıp otelde güzelce kahvaltı ettik. Bu arada bahsetmeden edemeyeceğim, köyün yerlilerinden olan ve otelde çalışan Nuray Hanım inanılmaz tatlı bir insan. Biz üç kişilik rezervasyon yapmıştık ama burada odalar iki kişilik. Telefonla konuştuğumuzda gelince hatırlatın ek yatak atarız demişlerdi. Tabi biz hemen kendimizi denize attığımız için ve sonrasında da gezip, otelin bahçesinde yemek vs. yediğimiz için unuttuk. Gece aklımıza geldi ve Nuray Hanım sağolsun, gece otele gelerek ek yatağımızı hazırladı. Bu iyiliği dışında da çok hoş sohbet tatlı bir hanım, işini severek yapan insanlara bayılıyorum.

DSC_0575.jpg

Kahvaltı sonrası mini bir köy turu attım, minicik bir köy gerçekten tamamını gezmem 10 dk filan sürdü sanırım. 🙂 Bir tanecik bakkalı var, burası aynı zamanda manav. Girdiğimde sahibi televizyon karşısında uyuyordu, böyle sakin yerlerdeki güven olayını çok seviyorum. Şehir merkezinde uyuklama lüksüne sahip bir bakkal olduğunu sanmıyorum. Henüz çok değerlenmediyse buralardan bir yer bakın bence 😛 Köyün bir güzel yanı da Urla merkezine göre Altınköy Plajı’na daha yakın olması, sadece 6-7 km.

DSC_0566

Eşyalarımızı hazırlayıp Urla’nın merkezine doğru yola çıktık, 15-20 dakikalık bir yol sonrası Urla Sanat Sokağı’na ulaştık. Bu sokakta yerel butikler, antikacılar, el işi ürünler satan yerler var ve hepsi birbirinden şirin. Mekan olarak Fırın Vourla Cafe’ye bayıldım, burada mutlaka bir kahve molası vermelisiniz. Urla Merkez’de hem alışveriş hem ziyaret için gidebileceğiniz diğer bir yer de Malgaca Pazarı, Urla Sanat Sokağı’nın orada arabanızı bırakıp yürüyerek gidebilirsiniz, araba park etmek biraz zor çünkü.

DSC_0621.jpg

Gezinti sonrası karnımız acıktı ve sıradaki durağımız olan Foça’ya doğru yola çıkmadan önce hızlıca bir şeyler yemek istedik. Urla katmerini çok duymuştum ve tadına bakmadan dönmeye niyetim yoktu. 🙂 Katmer konusunda en ünlü isimlerden biri olan iskeledeki Ünal Kardeşler’e oturduk. Oturma yerleri hemen denizin dibinde, katmer dışında da yiyebileceğiniz pek çok şey mevcut. Katmer Gaziantep’ten bildiğimiz tatlı katmer değil, buradakiler tuzlu. Biz peynirli ve kıymalı yedik, bence kesinlikle peynirli daha güzel. Yanına da mis gibi ev yapımı ayranlarımızı içtik ve toplam 36 TL ödedik, mis gibi yemek işte daha ne olsun. 🙂

DSC_0629.jpg

Urla’dan Foça’ya gidişimiz iki saat civarı sürdü. Sarı rengi çok hoşuma gittiği için Limon Pansiyon’da rezervasyon yaptırmıştım. Küçük bir bahçesi var, tatlı boyamalar yapıp renk katmışlar duvarlara. Eski Foça’da yer alan temiz bir pansiyon, yalnız asıl hareketin olduğu kısma gitmek için 10-15 dakika yürümeniz gerekiyor. Bizim için bir eksisi odada buzdolabı olmamasıydı. Pansiyon sahile 50 metre mesafede ama oradan denize girilmiyor. Eşyalarımızı yerleştirip sahilden Eski Foça’nın kalbi diyebileceğimiz marinaya doğru yürüdük.

DSC_0633.jpg

Foça’daki ara sokaklara girip çıkın, çok tatlı panjurlu evler var. Benim en hoşuma giden şeylerden biri Garanti Bankası ve Akbank binasının da bu şekilde panjurlu eski taş evler olmasıydı. Bu güzel evlerin olduğu sokaklarda bebek arabasıyla dolaşmak biraz zor, Ada da yürümek istemiyordu, annemle Ada’yı bankaların önündeki çocuk parkında bırakıp sokakları tek başıma dolaştım. Günü batırmaya yakın marinanın önüne attık kendimizi. Yol üzerinde pek çok hediyelik eşyacı bulunuyor, buralardan alışveriş yapabilirsiniz.

DSC_0645.jpg

Marinanın orası oldukça kalabalık, hem yazlıkçılar hem turistler akşam yemeği için buraya gelmiş. Gün inanılmaz güzel batıyordu, gün batımı için kısa süreli tekne turları da var ama oğlum pek istemediği için biz katılmadık, keyifli olabilir. Gündüzleri de çevre sahilleri gezebileceğiniz yemekli tekne turları bulunuyormuş, uzun kalacaksanız mutlaka değerlendirin. Biraz sahilde turladıktan sonra karnımız acıktı ve yemeğe doğru yöneldik.

DSC_0652.jpg

Deniz boyunca pek çok rakı balık yapabileceğiniz yer olduğu gibi hızlıca balık ekmek yiyebileceğiniz yerler de var. Biz sıranın sonudaki balıkçıya oturuverdik, ismine bakmamışım. Ben turşu suyu ve balık ekmek çok severim, ama akşam akşam ekmeğe yönelmeyelim diye porsiyon balık yedik. Salata tabağı ile birlikte 25 TL’ye kocaman porsiyon hamsi geldi. Turşu suyuna bayıldım, İstanbul’dakilerden kesinlikle daha güzeldi. Hamsi dışında da pek çok çeşit var, ben fotoğrafa aldanıp hamsi söyledim ama hamsi fotoğraftaki şekilde gelmedi, yine de gayet iyiydi. 🙂

DSC_0663-2.jpg

Son olarak meşhur dondurmacı Nazmi Usta‘ya gittik, tabi ki uzun bir sıra vardı. Sonra “Bebelere ve gebelere sıra bekletilmez” yazısını görüp şansımı denedim, gerçekten de bize öncelik verdiler sağolsunlar. 🙂 Bence burada kesinlikle meyveli dondurma yemelisiniz, çok çok lezzetli. Çikolata ve sade dondurma için aynı şeyi söyleyemeyeceğim, Kırklareli Cennet pastanesinin nefis dondurmasının tadını bilen biri olarak bana sıradan geldi, ağız tadı meselesi tabi.

DSC_0662.jpg

Beşinci Gün

Geldik gezimizin son gününe, artık eve dönme vakti gelmişti. Pansiyonun kahvaltısı gayet iyiydi, karnımızı güzelce doyurduk. Son kez eşyalarımızı arabaya yerleştirip biraz deniz molası vermek üzere yola çıktık. Foça’da denize girilebilecek birkaç yer duymuştum, bunlardan biri Karakum Plajı idi. Merkezde yer aldığı için oraya gitmeyi düşünüyordum ama orada deniz kestanesi olduğunu söyledi pansiyonda birileri, bilen varsa yorum olarak yazarsa sevinirim. O yüzden vazgeçip dönüş yolumuzun üstündeki plajlardan birine gitmeye karar verdik.

IMG_5790-3.jpg

Mambo Beach’e gidecektik ama daha yakın olan Voodoo Beach’i görüp bir bakmak istedik. Hem plajı güzel geldi hem de fiyatı uygun olduğu için buraya oturuverdik. Şezlong kişi başı 12 TL idi, giriş ve şemsiye için ücret almıyoruz dediler, biz iki şezlong aldık ama bu açıklamadan anladığım kadarıyla plajdan kendi havlunuzla ücretsiz faydalanabiliyorsunuz. Deniz biraz taşlık ama sıcak ve temizdi, müzikler ve ortam da güzeldi. Hamburger yedik, köftesi hazır değil, kendileri yapıyormuş, bu da benden artı puan aldı. 🙂 Akşam üstüne kadar burada vakit geçirip dönüş yoluna geçtik.

DSC_0668.jpg

Bu gezinin sokakları en güzel yeri Sığacık, tüm özellikleri ile en sevdiğimiz yeri ise Eski Foça oldu. Eşimle baş başa gitmiş olsaydım Urla ve özellikle bağ rotası daha çok keyif verebilirdi. Aslında Foça ve Urla daha önce de gittiğim yerlerdi ama yıllar olmuştu, tekrar gitmek güzel geldi. Bu rota benim için çok koşturmacalı geçti, itiraf edeyim yoruldum epey. Normalde annem, babam, ben ve oğlum olacaktık,  arabayı da babam kullanacaktı. Son dakika planlar değişti, annem, ben ve oğlum çıktık yola. Böyle olunca arabayı ben kullandım, çocuk da olunca haliyle biraz yoğun geçti. İzmir çevresinde görmek istediğim insanlar vardı, ancak bir tanesi ile görüşebildim. Demek istediğim bu program yoğun gibi görünse de aslında o kadar değil, siz daha fazlasını da gezebilirsiniz. Ben sadece her şeyi kendim yapmaya çalıştığım için böyle oldu. Ben her yeri detaylı gezmediğim için ayrı ayrı rehber çıkaracak durumda değilim, o yüzden gezi planımızı yazmak istedim. Ben gideceğimiz yerlere bakarken sevgili Neşem‘in blogundan faydalandım, siz de daha fazla detay için inceleyebilirsiniz. Size şimdiden iyi tatiller! 😉

Yazar: hohhoyyt

Merhaba, ben Deniz. Yazılımcıyım, dalarım, kayarım, yemek yaparım, hayal kurarım, seyahat ederim, fotoğraf çekerim, tiyatro severim. Eşine ve oğluna aşık bir anneyim. En büyük CimBom!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s