Üç Günde Malta Gezi Rehberi

Tarihi, cumbalı evleri ve turkuaz plajları ile Malta hep gitmek istediğim ülkeler arasındaydı. Bu sene nihayet gitme fırsatı bulduk ve oldukça etkilendiğimiz bir gezi oldu bizim için. Üç günde Malta nasıl gezilir, Malta’da gezilecek yerler ve yapılacaklar neler diye araştıranlar için minik bir Malta gezi rehberi hazırladım. Önce Malta tarihi, Malta’da konaklama ve Malta’da ulaşım hakkında genel bilgiler verip sonra detaylı gezi planımızı anlatacağım.

Malta, üç küçük adadan oluşan ufak bir ülke olmasına rağmen zengin bir tarihe sahip. Akdeniz’in ortasındaki stratejik konumu ve korunaklı doğal limanları ile birçok imparatorluğun dikkatini çekmiş ve milattan önceki yıllardan itibaren çok farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış. Yazılarımda ülkelerin tarihlerine çok fazla yer vermiyorum ama buranın tarihi benim oldukça ilgimi çekiyor, o yüzden özellikle bizi ilgilendiren tarafından kısaca bahsedeceğim. Malta’ya yerleşen uygarlıklar arasında en belirgin izleri iki yüz yıl boyunca adaya egemen olan Araplar bırakmış. Şehirlerin genelinin mimarisinde ve Maltaca dilinde Arap etkisini hemen fark ediyorsunuz. Malta, Kanuni Sultan Süleyman zamanında Osmanlı İmparatorluğunun da peşine düştüğü bir ada olmuş. Kanuni’nin Rodos’ u fethetmesinden sonra buradan ayrılan St. John Şövalyeleri Malta’ya yerleşmiş. Daha sonra Kanuni, Avrupa’nın geçiş yolları üzerinde bulunan Malta’yı topraklarına katmak istemiş, güçlü bir donanma ile kuşatma başlatmış anca şövalyeler tarafından yenilgiye uğratılmış. Şövalyeler bundan sonra mimarlık, sanat ve kültür anlamında adaya altın dönemini yaşatmış. Adadaki uzun dönem hakimiyetleri ve adaya olan katkıları nedeniyle St. John Şövalyeleri günümüzde Malta Şövalyeleri olarak tanınıyorlar. Malta, 1964 yılında bağımsızlığını ilan edene kadar son olarak yüz elli yıl İngilizlerin egemenliğinde kalmış. Bunun bir sonucu olarak Maltaca ile birlikte İngilizce de yoğun olarak kullanılmakta, hatta adada çok fazla İngilizce dil okulu var.

Malta, ulaşmanın en kolay olan adalardan biri, ülkemizden direkt uçuş bulunuyor ve uçuş 2,5 saat sürüyor. Ülke içinde ulaşım için biz araba kiralamayı tercih ettik. Kiralık arabaların çoğunluğu çok küçük ama biz çocuğumuzla olduğumuz için büyük bir araba kiraladık. Size küçük araba kiralamanızı tavsiye ederim çünkü hem dar sokaklar hem de park yeri problemi yüzünden büyük arabayla biraz zorlandık açıkçası. Bu arada Malta’da trafik bize göre tersten akıyor yani direksiyon sağda, kiralama yapacaksanız bunu göz önünde bulundurun. İlk gün biraz tehlikeler atlatsak da sonrasında alışılıyor. Burada araba kiralarken sigorta yaptırmanızı özellikle tavsiye ederim. Malta’da otobüsler oldukça aktif çalışıyor, aktarmalı da olsa her yere toplu taşıma ile ulaşabiliyorsunuz. Süreniz kısıtlıysa otobüsü tercih etmek çok zamanınızı alacaktır, her ne kadar küçük bir ülke olsa da bekleme sürelerini de hesaba katmanız gerek. Taksi ise özellikle kısa mesafelerde biraz pahalıya geliyormuş, bizden kısa bir süre önce giden arkadaşlarımız neredeyse her yere 20€ ödediklerini söylemişti. Araba kiraları birçok ülkeye göre çok uygun olduğu için seyahat bütçesi açısından taksiden daha mantıklı.

Konaklama için otel seçimi yaparken, adanın önemli yerlerine rahat ulaşabileceğimiz merkezi bir yer olmasına ve restoranlara yakın olmasına dikkat ettim. St.Julian’s, Sliema ve Valletta bu kriterler göz önüne alındığında en mantıklı seçimler gibi görünüyor. Malta’nın cumbalı evlerine hayran olduğum için Valletta benim tercihim oldu. Valletta’nın göbeğinde, tam da istediğim gibi cumbalı odaları olan bir otel buldum, La Falconeria Hotel. Tarihi bir sokaktaki yüzlerce yıllık bir binayı, geleneksel Malta mimarisine sadık kalarak modern ve yalın dokunuşlarla yenilemişler. En üst katlarında manzaralı ve teraslı odaları da var, web sitesinden odaların detaylı fotoğraflarını inceleyebilirsiniz. Otelin giriş katında L’artiglio adında çok güzel bir restoranı var. Oda fiyatına kahvaltı dahil ve burada menüden kendi istediklerinizi seçerek a la carte kahvaltı edebiliyorsunuz. Biz ayrıca bir öğün buradan odamıza yemek de söyledik, orijinal tariflerle yaptıkları yemekler gerçekten çok leziz ve sunumlar çok şık. Otelin en alt katında spor salonu ve mağara içinde bir serinleme havuzu bulunuyor. Günün yorgunluğunu atmak için bu otantik ortamdaki havuz da insana iyi geliyor. Merkezi lokasyonu, ilgili çalışanları, leziz kahvaltısı ve şık dekorasyonuyla La Falconeria Hotel, Malta seyahatiniz için rahatlıkla tavsiye edebileceğim bir otel. Rezervasyon için buraya tık tık! 😉

DSC_0326.JPG

DSC_0032

lafalconeria.jpg

DSC_0311

Malta, dağ ve akarsu göremeyeceğiniz, karın uğramadığı, kış mevsiminin pek yaşanmadığı, çok az yağış alan bir ülke. Ilıman iklimi sayesinde her mevsim ziyaret etmek için oldukça elverişli. Nisan ile Ekim ayları arasında giderseniz harika plajlarının da keyfini çıkarabileceğiniz için benim tavsiyem bu aralıkta gitmeniz. Deniz suyu bize göre çok daha erken ısınıyor, bu yüzden özellikle çocuklu ailelere erken dönemde deniz tatili için tavsiye ederim. Bu arada Malta Avrupa Birliği ülkelerinden biri ve para birimi Euro ama diğer Avrupa şehirlerine kıyasla fiyatlar oldukça uygun.Malta, küçük bir ada olmasına rağmen gezilecek yerler baya fazla. Biz üç günlüğüne gittik ama hem denize girmek ve hem de önemli yerleri görmek istiyorsanız beş gün daha doğru bir süre olacaktır.

Birinci Gün

Uçağımız sabah saat 8:20’de İstanbul’dan kalktı ve oranın saatiyle 9:50’de Malta’ya ulaştık. Araba kiralama filan derken Valletta’daki otelimize yerleşmemiz 12’yi buldu.

Mellieha Plajı: Hava çok sıcaktı ve kendimizi hemen Malta’nın meşhur plajlarından biri olan Mellieha’ya attık. Buranın denizi sığ ve kum, o yüzden çocuklara çok uygun. Gittiğimiz gün dalga yoktu, su da pırıl pırıldı. Burada Munchies isminde bir restoranın tesisinden faydalandık. Şemsiye ve iki şezlong için 14€ ödedik. Restoranın oldukça zengin ve gayet başarılı bir menüsü var, çocuklara özel birkaç çeşit yemekleri de bulunuyor.

Popeye Village: Bol bol denize girdikten sonra rotamızı Melliaha’nın çok yakınında bulunan Popeye Köyüne çevirdik. Burası 1980 yapımı Temel Reis filminin seti olarak inşa edilmiş, günümüzde bir müze ve eğlence parkı olarak hayatına devam ediyor. İsterseniz burada denize de girebiliyorsunuz ama biz tercih etmedik.

Mdina: Malta’nın eski başkenti ve Avrupa’nın duvarlarla çevrili en eski yerleşim yerlerinden biri olan Mdina da yine sokaklarında kaybolmak isteyeceğiniz bir bölge. Yüzlerce yıllık tarihin izlerini taşıyan daracık sokakları ve çiçeklerin çevrelediği renkli kapılarıyla burası bizi kendine hayran bıraktı. Game of Thrones’un ilk sezonundaki King’s Landing sahneleri de burada çekilmiş, daha sonra yapımcılar Dubrovnik’e karar vermiş. Burada dolaşırken, yorulunca Fontanella Tea Garden’ın çiçekler içindeki manzaralı bahçesinde bir çay ve pasta molası vermeyi unutmayın.

Medina Restaurant: Mdina’ya gitmişken defalarca ödül almış ve Malta’nın en iyi restoranı seçilmiş olan The Medina Restaurant’da bir akşam yemeği yemeden dönemezdik. Malta’da en çok tüketilen et tavşan eti, neredeyse her restoranın menüsünde bulmanız mümkün. Bu restoranda tavşan yahnisi yemenizi tavsiye ederim. Gitmeden birkaç gün önce rezervasyon yapmanızı öneririm, Malta’nın en iyi restoranlarından biri olduğu için özellikle hafta sonu yer bulamayabilirsiniz. Bu arada restoran sadece akşam yemeği servisi veriyor, aklınızda bulunsun. Rezervasyon yaptıracaksanız avluda yemek istediğinizi mutlaka belirtin, harika bir ambiyansı var. Bir de yine her yerin menüsünde görebileceğiniz Malta tabağından söyledik. Kurutulmuş domates, peynir, zeytin, sucuk, kraker gibi ıvır zıvır diyebileceğimiz yiyeceklerden oluşuyor, biz açıkçası çok sevmedik ama yine de bir deneyebilirsiniz.

Yemek sonrası, yolculuk yorgunluğundan dolayı biz otelimize döndük, gecelere akmak isteyenlere Paceville‘e gitmelerini öneriyorum.

DSC_0046.JPG

DSC_0841.JPG

popeye.JPG

dsc_0101.jpg

DSC_0150.JPG

mdina.JPG

medina_restaurant.JPG

DSC_0252.JPG

DSC_0277.JPG

İkinci Gün

Valletta: Malta’nın başkenti Valletta, 16. yüzyılda, büyük Osmanlı kuşatmasından hemen sonra St. John Şövalyeleri tarafından inşa edilmiş. Çevresi surlarla ve burçlarla kaplı, iç kısımdaki binalar da birbirinin aynı renkte sarımsı Malta taşı ile yapılmış. Binaların çoğunluğunda ahşap ve rengarenk cumbalar bulunuyor, bu da şehri görsel olarak çok çekici kılıyor. Sokaklarında kaybolup bol bol fotoğraf çekmek dışında, Valletta’da yapmanız gerekenlerin başında St. John Katedralini ziyaret etmek, çiçekler ve heykellerle süslenmiş Yukarı ve Aşağı Barakka Bahçelerini gezmek geliyor. 1837 yılıdan beri hizmet veren tarihi Caffe Cordina’da bir kahve molası verin mutlaka. Bu arada çocuklu aileler için bir not düşeyim, Valletta bol yokuşlu ve merdivenli sokaklardan oluşuyor. Bu nedenle bebek arabası yerine kanguru tercih etseniz daha rahat edersiniz.

L’artiglio Restaurant: Oğlumuz dışarıda bir türlü uyumayınca ve huysuzlanmaya başlayınca otele gitmeye karar verdik, tam da öğle yemeği saati olduğu için otelimizin restoranından yemek söyledik. Ben balkabağı ve keçi peynirli risotto söyledim, eşim de değişik bir tavuk yemeği söyledi, ikisine de bayıldık.

Marsaxlokk: Renkli kapıları ve Luzzu adı verilen renkli balıkçı kayıklarıyla Malta’nın sembollerinden biri olan Marsaxlokk’a da uğramanızı tavsiye ediyorum. Birkaç saatinizi ayırmanız yeterli çünkü çok küçük bir kasaba. Pazar günü giderseniz meşhur balık pazarını da gezebilirsiniz.

Fumia Restaurant: İlk gün Melliaha plajından 12 yıldır burada yaşayan bir Türk aileyle tanıştık ve bize burayı şiddetle tavsiye ettiler. Açıkçası hiçbir yerde de okumamıştım, daha sonra hakkındaki yorumları okuyunca, daha çok yerli halkın bildiği ve beğendiği bir restoran olduğunu anladım, çok iyi bir tavsiye oldu bizim için. Deniz ürünleri için adresiniz kesinlikle burası olmalı. Valletta yakınlarında Pieta’da deniz kenarında yer alıyor. Öğlen 12:30-14:30 ve akşam 19:30-23:00 arası hizmet veriyorlar, özellikle hafta sonu için rezervasyon yaptırmanızda fayda var. Sicilya şaraplarını da denemenizi öneririm.

St. Julians: Yemekten sonra, uykudan önce, pek çok restoran ve bara ev sahipliği yapan St. Julians’a geçebilirsiniz. Malta’da gece hayatının kalbi de St. Julians’ta bulunan Paceville’de atıyor. Akşam saatlerinde mutlaka bu hareketli ortamı yaşamalısınız.

DSC_0373.JPG

DSC_0380.JPG

DSC_0390.JPG

DSC_0471.JPG

DSC_0504.JPG

DSC_0518.JPG

DSC_0539.JPG

DSC_0542.JPG

DSC_0679.JPG

marsaxlokk2.JPG

Üçüncü Gün

Otelimizde kahvaltı ediyoruz ve ardından bu taraflara geri dönmeyeceğimiz için check out yapıyoruz.

Gozo: Malta’dan sonraki ikinci büyük ada olan Gozo da bir yarım gününüzü ayırabileceğiniz bir yer. Gozo’ya ulaşmak için feribota binmeniz gerekiyor. Gozo’ya giden feribotlar adanın kuzeyinde yer alan Cirkewwa limanından kalkıyor. Feribota arabanızla veya yaya olarak binmeniz mümkün. Feribot ücreti gidişte değil dönüşte veriliyor ve gidiş dönüş şöför ile birlikte araç için fiyatı 15,70 Euro, yolcular için ise 4,65 Euro. Gozo’da gezilecek yerler arasında en ünlüsü, Game of Thrones hayranlarının Khaleesi ve Khal Drogo’nun düğününden hatırlayacağı Azure Window. Denizin üzerinde bir pencereyi andıran bu harika doğal güzellik, geçtiğimiz Mart ayında güçlü dalgalar ve fırtına sonucu çöktü. Şu anda eski halini görmeniz mümkün değil ama Dwejra Koyu’na gidip dalgaları izleyebilirsiniz. Gozo’nun başkenti olarak anılan ve en hareketli yeri olan Victoria da mutlaka ziyaret etmeniz gereken yerlerden. Burada da Mdina gibi taş duvarlarla çevrili Citadel olarak bilinen bir bölge var.

Paradise Bay: Malta’da deniz denilince, ülkenin en küçük adası Comino’daki Blue Lagoon, masmavi berrak deniziyle en popüler yer olarak karşımıza çıkıyor. Ancak buradaki kumluk alan çok küçük, taşların üzerinde konuşlanmanız gerekiyor, bu da uzun süre vakit geçirmek için çok rahat değil açıkçası, ayrıca aşırı kalabalık. Malta adası üzerinde yer alan ve Gozo feribotlarının kalktığı yere çok yakın olan Paradise koyu bizim daha fazla hoşumuza gitti. Hem koydaki tesis çok düzgün, hem de denizi çok güzel. Denize giriş yine biraz taşlık ama su gerçekten harika, çıkmak istemiyorsunuz.

gozo.JPG

DSC_0758.JPG

DSC_0820.JPG

paradise.JPG

Dönüş uçağımız 19:05’ta olduğu için buradan ayrılıp hemen havaalanına doğru yol aldık.

Bu gezimizde çocuk olmasaydı planımda daha nereleri vardı, kısa kısa onlardan da bahsedeyim. Bunlara çocukla da gidilebilir ancak oğlumuz için ayırdığımız oyun, uyku zamanı gibi tahminimden fazla geçen süreler sebebiyle vaktimiz yetmedi. 

Sliema: Sliema, alışveriş merkezlerinin, restoranların ve kafelerin yoğun olduğu bir bölge, Valletta’dan feribotla ulaşabiliyorsunuz.

Blue Grotto: Malta’nın simge doğal güzelliklerinden biri olan Blue Grotto, ülkenin güneyindeki Qrendi şehrinde yer alıyor. Burası denizin üstünde bulunan dev kayalıkların oluşturduğu bir mağaralar topluluğu. Kayalıklar deniz üzerinde farklı tonlarda mavilikler oluşturuyormuş, bunu yakından görebilmek için bot turuna da çıkabiliyorsunuz.

Bir de not aldığım ama programa sığmayan mekanları da buraya bilgi olarak yazıyorum.

Legligin: Burası Valletta’da küçük bir şarap evi. Birkaç yabancı blogda denk gelmiştim ve hakkındaki yorumlar oldukça iyiydi.

Rubino: Burayı hem bir arkadaşım önermişti hem de yine yabancı bloglarda görmüştüm, yine Valletta’da yer alıyor.

Piccolo Padre: Burası St Julian’s civarında deniz kenarında yer alan bir İtalyan restoranı. DünyaBenimEvim’in rehberinde görüp not almıştım, Malta’da tanıştığımız Türk aile de özellikle deniz ürünleri makarnası için tavsiye etti.

Malta ile ilgili sorularınız varsa lütfen yorum olarak bırakın.

Gelecek yazılarımdan haberdar olmak ve daha fazla fotoğraf için beni takip etmeyi unutmayın! 😉

Instagram: hohhoyyt

Facebook: hohhoyyt

Yazar: hohhoyyt

Merhaba, ben Deniz. Yazılımcıyım, dalarım, kayarım, yemek yaparım, hayal kurarım, seyahat ederim, fotoğraf çekerim, tiyatro severim. Eşine ve oğluna aşık bir anneyim. En büyük CimBom!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s